Affetmek Nedir? Bağışlamanın Gücü, Zorlukları ve Sağlığa Etkileri

Affetmek, günlük dilde çoğu zaman “boşvermek” ya da “barışmak” ile karıştırılan, aslında çok daha derin ve çok boyutlu bir psikolojik süreçtir. Bazı insanlar için bir karakter özelliği gibi doğal gelirken, bazıları için uzun bir içsel yolculuğun sonunda ulaşılabilen bir tutumdur. Samsun’da çalışan bir psikolog olarak birçok danışanımın, affetme ile uzlaşmayı, affetmekle her şeyi unutmayı birbirine karıştırdığını görüyorum. Bu yazıda affetmenin ne olduğunu, ne olmadığını, hangi durumlarda daha kolay ya da daha zor olduğunu ve affetmenin sağlığımıza etkilerini ele alacağım.
Affetmek Nedir?
Affetmek, hem bir durum hem de bir kişilik eğilimi olarak ele alınabilir. Durum olarak affetmek, belirli bir kişiye, belli bir olay üzerinden, o duruma özgü olarak bağışlama tutumu göstermenizdir. Bu, genel anlamda affedici bir kişiliğe sahip olduğunuz anlamına gelmeyebilir; sadece o özel durumda affedici davranmış olursunuz.
Kişilik özelliği olarak affedicilik ise, stres yaratan ya da incitici durumlarla karşılaşıldığında kişinin genel olarak daha hoşgörülü, anlayışlı ve bağışlayıcı bir tutum sergileme eğilimidir. Böyle kişiler, zorlayıcı olaylarda bile daha az kin tutmaya, daha çabuk yumuşamaya ve ilişkiyi onarmaya meyillidir.
Psikoloji literatüründe affetme tanımlarının iki ortak vurgusu vardır:
Birincisi duygusal değişimdir. Kişinin içinde taşıdığı öfke, kırgınlık, nefret, kin gibi olumsuz duygular zamanla yerini daha nötr ya da olumlu duygulara; şefkat, anlayış, merhamet ve yardımseverliğe bırakır. Bu, “hiçbir şey olmamış gibi davranmak” anlamına gelmez; acı hâlâ hatırlanabilir, ancak kişi bu acıya aynı yoğunlukta takılı kalmaz.
İkincisi ise motivasyon değişikliğidir. Affetme sürecinde, inciten kişiye karşı misilleme yapma isteği, zarar verme arzusu ve ondan uzak durma motivasyonu azalırken, uzlaşma, iletişim kurma ve ilişkide daha yapıcı olma motivasyonu artabilir. Bu her zaman yeniden bir araya gelmeyi gerektirmez; kimi zaman sadece içsel bir bırakma ve rahatlama anlamına gelir.
Bu çerçeveden bakıldığında affetmek, hakkımız olan olumsuz duygulardan ve yargılardan isteyerek vazgeçerek, yerlerine daha sağlıklı ve yapıcı bir içsel tutum koyma sürecidir.
Affetmek Ne Değildir?
Danışanlarla yaptığım görüşmelerde affetmeyi zorlaştıran en temel nedenlerden biri, affetmenin yanlış anlaşılmasıdır. Affetmek çoğu zaman şu kavramlarla karıştırılır:
Affetmek unutmak değildir. Yaşadığınız ihlali, sizi inciten davranışı hafızanızdan tamamen silmeniz mümkün değildir. Zaten unutmak çoğu zaman travmanın değil, önemsiz olayların kaderidir. Affetmek, “artık hatırlamıyorum” demek değil, “hatırlasam bile beni eskisi kadar yaralamıyor” diyebilmektir. Zamanın geçmesi ve duyguların soğuması tek başına affetmek anlamına gelmez; affetmek aktif bir içsel süreçtir.
Affetmek inkâr etmek değildir. Sizi inciten davranışı yok saymak, “o kadar da kötü olmadı” diyerek yaşadığınız acıyı küçümsemek affetmek değildir. Tam tersine affetmek, size yapılanın haksızlık olduğunu kabul ederek, bu acıyla yüzleşerek, sonrasında iyileşme ve çözüm için adım atmayı içerir. “Bana yapılan yanlıştı ve ben bu yanlışla yüzleşiyorum” diyebilmek affetme sürecinin temelidir.
Affetmek mazur görmek değildir. Birini affetmeniz, yaptığı davranışı haklı bulduğunuz anlamına gelmez. Karşınızdakinin geçmişi, çocukluğu, öfkesi, koşulları mazeret olabilir; ancak affetmek, bu mazeretleri tamamen onayladığınız anlamına gelmez. “Seni anlıyorum ama yaptığın yine de yanlıştı” diyebilmek, sağlıklı bir affetme duruşunun parçası olabilir.
Affetmek, mutlaka yüksek sesle “seni affediyorum” demek değildir. Affetme süreci çoğu zaman kişinin iç dünyasında, tek başına yaşadığı bir deneyimdir. Karşınızdaki kişiyle hiç konuşmadan, ilişkinizi sürdürmeseniz bile içsel olarak affetme yoluna girebilirsiniz. Affetmek bir süreçtir ve her zaman açık bir deklarasyon gerektirmez.
Affetmek uzlaşma değildir. Toplumda en çok karıştırılan noktalardan biri budur. Birini affetmeniz, onunla yeniden yakın bir ilişki kurmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Özellikle ağır ihlallerde, örneğin çocukluk travmaları, duygusal ya da fiziksel şiddet gibi yaşantılarda kişi, ebeveynini veya partnerini içsel olarak affedebilir; ancak güvenini yeniden bina etmek istemeyebilir. Affetmek, kendimizi ve sevdiklerimizi gelecekteki olası ihlallerden korumak için sınır koymamızı, hatta gerektiğinde mesafe almamızı engellemez.
Affetmek, her şeyin düzeldiği anlamına da gelmez. Affettiğiniz bir kişiyle yola devam etmeye karar verseniz bile, tüm duygularınız bir anda olumluya dönmeyebilir. Güvenin yeniden inşası, iletişimin düzelmesi, ilişkinin yeni bir denge bulması zaman alır. Özellikle büyük ihlallerden sonra “eskiye dönmek” çoğu zaman gerçekçi değildir; belki, her iki taraf da emek verdiğinde yeni ve farklı bir ilişki inşa edilebilir.
Neden Affetmek Bu Kadar Zor?
Teoride affetmenin iyileştirici gücünü kabul etmek kolaydır, ancak pratikte bunu hayata geçirmek oldukça zorlayıcı olabilir. Aldatılma, terk edilme, çocuklukta ihmal edilme, güvenin kötüye kullanılması gibi ihlaller derin duygusal yaralar açar. Bu yaralarla birlikte öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı ve intikam arzusu çok yoğun hissedilebilir.
İntikam, kin ve nefret duyguları kısa vadede kişiye bir güç hissi ve geçici bir rahatlama sağlayabilir. “Hak ettiğini buldu” duygusu, o an için tatmin edici gelebilir. Ancak uzun vadede bu duygular, kişiyi sürekli geçmişte tutar. Kişi yarasını tekrar tekrar düşünür, zihni ihlal anına takılı kalır ve iyileşme için gerekli enerjiyi bulmakta zorlanır. İntikam arzusu, çoğu zaman en çok bu duyguyu taşıyan kişiye zarar verir.
Affetmeyi zorlaştıran diğer bir etken de, ihlalin tekrarlanmayacağına dair inanç eksikliğidir. Karşınızdaki, davranışının farkına varmamış, pişmanlık duymamış, özür dilememiş ya da sizi suçlamaya devam ediyor olabilir. Böyle durumlarda, “aynısını tekrar yapmayacağının garantisi yok” düşüncesi, affetme motivasyonunu ciddi şekilde azaltır.
Bazen de bağışlanma talebinde bulunan kişinin konumu affetmeyi zorlaştırır. Af dilenen taraf olmak, ilişkide bir güç alanı yaratabilir. Bazı kişiler bu güçten vazgeçmek istemez, affetme sürecini uzatarak bu pozisyonu korumaya çalışır. Ancak danışanlarda sık gördüğümüz bir durum, sürekli özür dileyen kişilerin de zamanla bu rolden yorulmalarıdır. Uzun vadede ya ilişkiyi bitirmek ya da daha gerçekçi bir uzlaşma ve affetme süreci başlatmak gerekir.
Hangi Durumlarda Affetmek Daha Kolaydır?
Her ihlal aynı şiddette değildir ve affetme sürecini etkileyen birçok faktör vardır. Bunları anlamak, hem kendi duygularınızı daha iyi kavramanıza hem de süreci daha gerçekçi değerlendirmenize yardımcı olabilir.
İhlalin büyüklüğü, affetme kararında belirleyici bir unsurdur. Sokakta omuz atan birini affetmekle, sizi maddi olarak zarara uğratan ya da en güvendiğiniz sırrınızı ifşa eden birini affetmek aynı değildir. Bazen davranış aynı olsa bile sonuçların ağırlığı durumu değiştirir; örneğin alkollü bir sürücünün küçük bir hasara yol açmasıyla, aynı kazanın bir ölümle sonuçlanması arasındaki fark gibi.
İhlalin kasıtlı mı, istemeden mi yapıldığı da özellikle bizim toplumumuzda önemli bir kriterdir. Kasti yapılan, tekrar eden ve pişmanlık içermeyen ihlallerde affetmek daha zorlayıcı olur. Yine ihlalin gerçekleştiği koşullar, kişinin yaşam koşulları, o anki ruh hali, içinde bulunduğu krizler gibi pek çok değişken de bağışlama kararında rol oynar.
Özür dilenmesi ve sorumluluk alınması affetmeyi kolaylaştıran en önemli unsurlardandır. Gerçek bir özür, hem verilen zararın kabul edildiğini hem de kişinin bir miktar sorumluluk aldığını gösterir. Buna karşın savunucu, “ama”lı özürler çoğu zaman duygusal olarak doyurucu olmadığı için affetme sürecini desteklemez.
İhlali gerçekleştiren kişinin size ne kadar yakın olduğu da süreci etkiler. Yakın ilişkilerde (eş, çocuk, ebeveyn, kardeş, yakın arkadaş) bir yandan kaybetme korkusu affetmeyi teşvik ederken, diğer yandan “yakınım bunu nasıl yaptı?” duygusu acıyı artırarak affetmeyi zorlaştırabilir. İlişkiye verdiğiniz emek, karşılıklı adalet duygunuz ve o ilişkiden ne kadar fayda gördüğünüz de affetme motivasyonunuzu etkiler.
Zaman faktörü de dikkate değerdir. İlk anda çok ağır gelen duygular, zamanla yumuşayabilir ve böylece kişi affetmeye daha açık hale gelebilir. Bazı insanlar için dini ya da ahlaki değerler, affetmeyi bir erdem veya görev olarak kodladığı için süreci kolaylaştırıcı olabilir. Kendi hatalarıyla barışmış, kendini affetmeyi öğrenmiş bireyler, başkalarına da daha şefkatle yaklaşabilir.
Son olarak, affetmenin sağladığı iç huzuru fark etmek de bağışlamayı teşvik eder. Kimi insanlar, affettikçe daha iyi uyuduklarını, daha az öfkelendiklerini, daha kolay odaklandıklarını ve hayatlarına daha rahat devam ettiklerini fark ettiklerinde, affediciliği bir yaşam tutumu olarak benimsemeye başlayabilir.
Kimler İçin Affetmek Daha Kolaydır?
Araştırmalar affetmenin, demografik özellikler ve kişilik özellikleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Yaş ilerledikçe affedicilik eğilimi artma eğilimindedir. Yaşlı bireyler, yaşamın sonluluğu gerçeğiyle daha sık yüzleştikleri ve daha fazla yaşam deneyimine sahip oldukları için, kırgınlıkları taşımakta daha isteksiz olabilirler. Gençler ise genellikle daha yoğun duygular yaşar ve adalet algıları daha katı olduğu için intikam arzusu daha güçlü olabilir.
Cinsiyet açısından bakıldığında, birçok çalışmada kadınların daha fazla empati kurabildiği ve bu nedenle kişilerarası ilişkilerde daha affedici olabildiği gösterilmektedir. Ancak ihlalin türü, ilişki biçimi ve kültürel beklentiler bu farkı etkileyebilir. Örneğin romantik ilişkilerde kadınların daha derin incinmeler yaşadığı, erkeklerin ise iş ilişkilerindeki ihlallerde daha öne çıktığı görülür.
Eğitim düzeyi arttıkça, olaylara farklı açılardan bakabilme, soyut düşünme ve perspektif alma becerisi gelişir. Bu da hem empatiyi hem de affediciliği destekleyebilir. Dini ve ahlaki inançlar da önemli bir faktördür. Affetmeyi bir erdem veya ibadet olarak gören inanç sistemlerinde yetişmiş bireyler, affetmeye daha yatkın olabilirler. Dini toplulukların sağladığı sosyal destek, yaşanan ihlallerle baş etmeyi kolaylaştırabilir.
Kültürel yapı da affetme tutumlarını şekillendirir. Bazı kültürlerde başkalarını affetmek çok övülürken, kendini affetmek geri planda kalabilir. Bazı toplumlarda küçüğün büyüğü affetmesi tuhaf karşılanabilir; affetme ritüelleri toplu törenler şeklinde yaşanabilir. Tüm bunlar, affediciliğin sadece bireysel değil, aynı zamanda kültürel bir fenomen olduğunu gösterir.
Kişilik özellikleri açısından bakıldığında, duygusal olarak daha dengeli, empati düzeyi yüksek, sorumluluk sahibi, deneyime açık bireylerin affetmeye daha yatkın olduğunu söyleyebiliriz. Affedicilik bir kişilik özelliği olarak ölçüldüğünde yüksek puan alan kişiler, genellikle daha az öfke yaşayan, daha az kin tutan ve daha çabuk yumuşayabilen bireylerdir. Duygusal zekâsı yüksek olan, duygularını düzenleyebilen, empati kurabilen ve kontrol odağı daha çok kendi iç dünyasında olan kişiler, yaşadıkları ihlaller sonrası daha hızlı toparlanabilir ve affetme sürecine girebilirler.
Affetmenin Fiziksel ve Ruhsal Sağlığa Etkileri
Affetmeyen kişiler, kin, nefret, öfke ve intikam duygularını sürekli canlı tuttukları için kronik strese daha yatkındır. Sürekli yüksek stres düzeyi ise kalp hastalıkları, hipertansiyon, sindirim problemleri, uyku bozuklukları gibi birçok fiziksel sağlık sorunuyla ilişkilidir. Stresin bağışıklık sistemini baskıladığı, vücudu hastalıklara daha açık hale getirdiği bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur.
Affetme sürecine giren bireylerde ise genellikle fizyolojik bir rahatlama gözlenir. Tansiyonun ve kalp atış hızının düşmesi, uyku kalitesinin artması, vücutta genel bir gevşeme hissi, sık rastlanan bulgulardandır. Bu nedenle affetmek, yalnızca duygusal bir süreç değil, aynı zamanda bedeni de doğrudan etkileyen bir iyileşme mekanizmasıdır.
Ruhsal sağlık açısından bakıldığında, affetmeyen bireylerin duygusal yaraları daha uzun süre açık kalabilir. Geçmişte yaşanan olaylara takılı kalmak, burada ve şimdiye odaklanmayı zorlaştırır. Affetme süreci, travma sonrası iyileşmeyi ve psikolojik dayanıklılığı artırabilir. Araştırmalar, affetmenin depresyon, anksiyete ve kronik öfke ile negatif ilişkili olduğunu; affediciliğin arttığı durumlarda bu belirtilerin azalma eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor.
Affeden kişilerde zamanla rahatlama, huzur, özgürleşme ve içsel hafifleme gibi pozitif duyguların arttığı gözlemlenir. Kendini affetmeyi öğrenmek de özsaygıyı güçlendirir ve suçluluk duygusunu hafifletebilir. Affetmek, kişinin kendi değerleriyle daha uyumlu yaşamasına, hayatına anlam katmasına ve duygusal olgunluğunun artmasına katkı sağlayabilir.
İlişkiler açısından bakıldığında, affetmemenin uzlaşmayı engellediğini, bireyin kendisine destek olabilecek kişilerle bağını kopardığını söyleyebiliriz. Affetme, güvenin yeniden inşa edilmesini, empati ve duygusal yakınlığın artmasını, daha sağlıklı iletişim yollarının açılmasını destekler. Aile, arkadaşlık ve romantik ilişkilerde bağın sürekliliği için affedicilik önemli bir kaynak olabilir. Toplumsal düzeyde ise affetme, barış, hoşgörü ve sosyal uyumun temel taşlarından biridir.
Affetmek Zorunda Mıyım?
Son yıllarda affetmenin olumlu etkilerini vurgulayan bilimsel çalışmalar oldukça artmış durumda. Bu durum bazen affetmeyi, her derde deva bir ilaç gibi sunulmasına yol açabiliyor. Oysa psikolojik süreçler her zaman bu kadar basit değildir. “Affetmeyen hasta olur, affeden kurtulur” gibi sloganvari söylemler hem yanlıştır hem de incinen kişiye fazladan bir yük bindirir.
Erken gelen affedicilik zararlı olabilir. Henüz yara tazeyken, duygular işlenmemişken, kişi kendini baskı altında hissediyorken “affettim” demek, çoğu zaman bastırmaya ve içsel çatışmaya yol açar. Bastırılan öfke, acı, hayal kırıklığı daha sonra farklı şekillerde, örneğin psikosomatik şikâyetler, pasif-agresif tutumlar, ani patlamalar olarak geri dönebilir. Üstelik erken ve içselleştirilmemiş affetme, ihlalin tekrarlanma ihtimalini de artırabilir; çünkü karşı taraf davranışının sonuçlarını yeterince görmemiş olur.
Bağışlamamanın da işlevsel yanları olabilir. Öfke, doğru yönlendirildiğinde büyük bir enerji kaynağıdır. Kişiyi kendi ayakları üzerinde durmaya, sınır koymaya, zarar gördüğü ilişkilerden çıkmaya motive edebilir. Bazı insanlar, affetmemeyi seçerek kendilerini tekrar incinmekten koruyabilir. Bu, özellikle zorbalık, istismar ve ağır ihlallerin söz konusu olduğu durumlarda önemli bir savunma mekanizması olabilir.
Bu nedenle affetmek, bir zorunluluk olarak değil, bir seçenek olarak ele alınmalıdır. Kimse, ahlaki bir görev gibi başkalarını affetmek zorunda hissetmemelidir. Erken gelen, toplumsal baskıyla dayatılan, kişinin iç dünyasını yok sayan affedicilik, zamanla kişinin kendine saygısını zedeleyebilir.
Toplumsal düzeyde de benzer bir risk vardır. Bazen mağdurlardan “büyük resim” uğruna affetmeleri beklenir; oysa zulüm devam ederken, haksızlık sürerken, adalet sağlanmamışken affetme çağrıları, maruz kalınan acıyı görünmez kılma tehlikesi taşır. Hem bireysel hem toplumsal düzeyde affetme sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için, öncelikle eziyetin durması, sorumluların en azından bir kısmının sorumluluk alması ve mağdurların yaşadıklarının ciddiye alınması önemlidir.
Affetmek İçin Ne Yapabilirim?
Affetme bir süreçtir ve herkes için tek, hazır bir reçete yoktur. Ancak bazı psikolojik teknikler bu süreçte destekleyici olabilir. Bunlardan biri yazma egzersizleridir. İçinizden geçenleri sansürlemeden kağıda dökmek, duygularınızı daha net görmenize yardımcı olabilir. Bazen bu yazdıklarınızı kimseyle paylaşmanız gerekmez; sadece kâğıda dökmek bile zihinsel yükünüzü hafifletebilir.
Aynı olayı birkaç kez farklı açılardan yazarak, her seferinde hislerinizi ve düşüncelerinizi biraz daha detaylandırarak ya da kısaltarak, zihninizdeki dağınık parçaları toparlayabilirsiniz. Bazı kişiler için baskın olmayan elle yazmak (sağ elini kullananların sol elle, sol elini kullananların sağ elle yazması) duygulara daha kolay temas etmeyi sağlayabilir.
Psikoterapide kullanılan affedicilik modelleri de bu süreçte yol gösterici olabilir. Enright ve Worthington gibi araştırmacıların geliştirdiği modeller genellikle dört temel aşamadan söz eder: Farkındalık, karar, çalışma ve derinleşme. Önce kişinin yaralandığını ve bunun kendisinde yarattığı etkileri fark etmesi, ardından affetmenin ne olduğunu anlayarak buna bilinçli bir karar vermesi, sonraki aşamada ihlali yapan kişiyi tam olarak mazur görmeden insani yönleriyle görebilmesi, empati ve merhamet duygularının yavaş yavaş güçlenmesi ve son aşamada da kendi yaşamına yeni anlamlar katabilmesi hedeflenir.
Bu tür terapötik yaklaşımların en önemli özelliği, danışana affetmenin empoze edilmemesidir. Affetme sadece bir seçenek olarak sunulur ve danışan hazır olduğunda bu yola birlikte bakılır. Karar her zaman bireyin kendisine aittir.
Sonuç: Affetmek Kime İyi Gelir?
Affetmenin en önemli yanlarından biri, sadece karşınızdakine değil, aynı zamanda kendinize verdiğiniz bir hediye oluşudur. Affettiğinizde olan şey, çoğu zaman “karşı taraf kurtuldu” değil, “ben bu yükü taşımaktan yavaş yavaş vazgeçiyorum” dur. Kin, nefret, intikam düşünceleriyle geçen her gün, zihinsel ve fiziksel enerjinizi tüketir; oysa affetmek, bu enerjiyi yeniden yaşamınıza, hedeflerinize, sağlıklı ilişkilerinize yönlendirebilmeniz için bir kapı aralar.
Elbette her ihlal affedilmek zorunda değildir, herkes her koşulda affetmeyi seçmek zorunda değildir. Önemli olan, bu kararı verirken kendi sınırlarınızı, değerlerinizi, güvenlik ihtiyacınızı ve duygusal hazır oluşunuzu dikkate almanızdır. Bazen affetmek, bazen de mesafeyi korumak, hatta ilişkiyi sonlandırmak, kişinin kendi ruh sağlığını koruması için en doğru seçenek olabilir.
Samsun’da bir psikologdan profesyonel destek almak, affetme sürecinde hangi noktada olduğunuzu anlamanıza, duygularınızı düzenlemenize, sınırlarınızı ve ihtiyaçlarınızı netleştirmenize yardımcı olabilir. Affetmek bir anda gerçekleşen sihirli bir eylem değil, zamanla, adım adım şekillenen kişisel bir yolculuktur. Bu yolculuğun hızını ve yönünü belirleme hakkı da bütünüyle size aittir.
Randevu Alın
Hızla randevu alarak yaşadığınız sorunları atlatabilirsiniz.
Samsun Psikolog'dan randevu alarak psikoterapi seanslarına başlayın
Samsun Uzman Klinik Psikolog Yücel Köse'den randevu alarak Samsun Psikoterapi için randevu alın.
Samsun Psikolog ve Samsun Psikoterapi hizmetleri için randevu oluşturarak ruh sağlığınızıdaki iyi hissetme sürecine bugün başlayın.
Terapiler
Gezinti
Cumhuriyet, İsmet İnönü Blv. No:210 K:5 D:16, 55200 Atakum/Samsun
+90 544 662 34 55
Pzt - Cmt: 09.00 - 21.00